Cleveland'da Agustos
Agustos ayi biraz farklidir Cleveland'da.. Diger aylarin uyusukluguna nispet yaparcasina afacandir Agustos buradaki Turkler icin..
Turkiye'ye tatile gidenlerin gelis zamanidir.. Ayni zamanda
Turkiye'den kopup gelenlerin ayaklarini buraya ilk bastiklari
zamandir bu ayin ortalari..
bu ay yalnizca buraya gelenler icin degil, tum yaz boyunca
burada kalanlar icin de hareketlidir.. Yilin diger
zamanlarina inat sik sik havaalanina gidilir bu ayda..
Bu zamanlarda havaalaninin cok guzel manzarasi olmasi degildir
elbet bu sik gidislerin sebebi.. Tatilden donen eski arkadaslar alinir,
evlerine birakilir, onlarin anlattigi tatli yaz hatiralari dinlenir
havaalanindan eve giden uzun yol boyunca..
Ilk defa buraya gelen insanlar karsilanir,
ilk asamada ev tutana kadar kalacak yerleri ayarlanmaya,
oncelikli ihtiyaclari giderilmeye calisilir.. Market
nerededir, okul nerededir, gosterilir..
Bir "gecmis olsun" denir, hosgeldin'den hemen sonra..
Gelen, anlamaz bu muzipligi, uzun yolun verdigi yorgunlukla,
ama soyleyen icin cok sey ifade ettigini ancak
daha oncelerden buraya gelmis baska bir insan anlar,
yuzunde hafiften buruk bir gulumseme ile..
Bu ay hatirlama ve sayma ayidir bu ulkedeki cogu Turk
ogrenci icin.. Kacinci yilin bittigini soyle sessizce fisildar
insanlar kendi kendilerine, kimseye duyurmadan, usulca..
Ve hatirlar buradaki garib ogrenciler, kac yil once
boyle sicak ve nemli bir agustos ayinda ilk geldikleri gunu,
ve burunlarina carpan havadaki o asiri nemli tarcin aromali keskin kokuyu..
Bugun gene ayni havayi solurlar, ama bir turlu
o keskin kokuyu hissedemezler, ne kadar derin nefes alsalar da..
iste bu biraz aci verir onlara.. Cunku hava ayni hava olduguna gore bu
biraz alismisliga isarettir.. Ve her alisma ardinda uzunca gecen bir zaman barindirir acisiyla,
tatlisiyla.. O ilk gunlerin ev arama, esya bulma, alis verise gitme telasi tekrar yasanir,
ilk gunlerin heyacanindan uzak bir sakinlikle, daha once izlenmis bir filmi tekrar izlercesine, oylesine..
Cleveland'da yaz sonunu ilan edip uzun kisi mujdeleyen
ruzgarlar kol geziyor artik bos sokalarda.. ama insan, buharlastirici,
nemli sicaklardan kurtulduguna mi sevinsin yoksa, kanini donduran soguklarin
yaklasmasina mi uzulsun bir turlu karar veremez.. Bu celiski oylesine
derin , oylesine uzun solukludur ki, sabah kalkinca unuttumuz cogu
kabuslarin ana temasidir belki de.. Bir zamanlarin "havalar nasil
olursa olsun sizin havaniz hep iyi olsun" vecizesi buralarda pek bir anlam
ifade etmez insanlara.. Havanin ilikligi olcusunde guler yuzludur cunku insanlar
burada.. Soguk gunlerde, kalin ceketleri uzerinden hep asik suratla,
kisik gozlerle bakar insanlar yanlarindan buzulerek gecen digerlerine.. Oylesine ki aksamlari, haber bultenlerinin en onemli kismi hava durumlarina
ayrilir, en cok bu kisimlar dinlenir, degisik hava radar
animasyonlari gosterilir.. Bu anismasyonlarda donen bulutlar cok sey ifade etmez
buradaki burali olmayanlara.. Digerlerinin hepsi gayet ustadirlar bunlari
okumakta ama.. "gordun mu" der birisi, "kuzeydogu'dan guney batiya donuyor suradaki yesilimsi
kabarciklar, hic boylesini gormemistim, hep diger yonde donerlerdi oysa ki..",
"oyle mi?" der digeri, "bu hic de iyiye bir isaret degil"..
Ve bu hikaye her sene aynen tekrarlanir,
kurulmus bir saati kiskandirircasina..
Yitip gidenler, kendini bulanlar, az konusup cok dusunenler, acaba diyenler..
Degisen sadece hikayenin isimsiz kahramanlaridir..
Ali Cakmak |